funny

  1. matrak (argo)
  2. Adjective gülünç, tuhaf, komik.
    a funny remark. a funny person/story.
  3. Adjective eğlenceli, eğlendirici.
  4. Adjective güldürücü, mizahî, nükteli, nüktedan.
    He was always trying to be funny.
    He's a very funny man: Çok nüktedandır.
  5. Adjective garip, acayip.
    a funny idea. The meat tastes funny.
    There's something funny about this affair:
    Bu işte bir acayiplik var.
    That's funny; I thought I left my wallet right here.
  6. Adjective küstah, utanmaz, arsız, hayasız.
  7. Adjective aldatıcı, şüpheli, şüphe uyandırıcı.
    He won't stand for any funny stuff.
  8. Adjective rahatsız, huzursuz, âdetâ hasta.
    He went home because his stomach was feeling funny.
  9. Adjective hafifçe aklını kaçırmış, aklını oynatmış.
    He went rather funny after the death of his only son.
(kendinde) bir tuhaflık/acayiplik/anormallik hissetmek.
My head feels funny; may I lie down?
dirsek ucu, dirsek kemiğinin hassas noktası, dirsekte bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan sinirin geçtiği yer.
güldürü/mizah kitabı.
(a) çapraşık iş, (b) dalavere, hile, dubara, aldatma.
tımarhane, akıl hastanesi.
güldürücü, eğlenceli, komik.
(tiyatro) soytarı
(a) kalp para, (b) kaynağı gizli, maksadı şüpheli para (özellikle siyasî maksatlara tahsis edilen yolsuzluğa
teşvik edici para), (c) başka bir şirketi satınalmak için piyasaya sürülen bono, tahvil, vb..
maskara.
Look at that funny old dog! Şu köpeğin maskaralığına bak.
funnies.
acayip, garip.
“It's a funny book.” “Do you mean funny haha or funny peculiar?”
(a) küstahlık/arsızlık/saygısızlık yapmak.
Don't get funny with me! (b) aldatmaya kalkışmak.
çok güldürücü
Hiç komik değil.
Ne gülüyorsun?
Sesin bir tuhaf geliyor.