political

  1. Adjective siyasal, siyasî, politik.
    political freedom: siyasî hürriyet.
    political offence: siyasî
    suç.
    political pressure: siyasî baskı.
    political prisoner: siyasî mahkûm.
  2. Adjective siyasî bir partiye ait.
  3. Adjective devlete/hükümete ait.
  4. Adjective belirli bir politikası ve hükümet sistemi olan.
Siyasi kuruluşların faaliyetleri (NACE kodu: 94.92) Noun, Trades-Professions
apolitik Adjective, Politics-Intl. Relations
medeni ve siyasi haklar Noun, Rights-Freedoms
politik becerilerini göstermek Verb
Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi Proper Name, Law
siyasi suç Noun, Law
siyasi olarak Adverb, Politics-Intl. Relations
siyasi açıdan Adverb, Politics-Intl. Relations
politik olarak Adverb, Politics-Intl. Relations
politik açıdan Adverb, Politics-Intl. Relations
siyaseten Adverb, Politics-Intl. Relations
siyasal görüşlerini meydana koymak Verb
siyasi nüfuzunu kullanmak Verb
basını kendi siyasal fikirlerinin aracı olarak kullanmak Verb
Politika'da ağır sözlerden kaçınma
politik sorunlar Noun
politik tedbir
politik faaliyet
politik reklamcılık (genel seçimlerde seçmenleri etkilemek amacıyla yapılan reklamcılık çalışmaları Noun
siyasi mensubiyet Noun, Politics-Intl. Relations
siyasal bağlar Noun
siyasî delege.
politik tahrikçi
politik hayvan (insanda olması gereken nitelik) Noun
siyasi sezgi Noun, Politics-Intl. Relations
siyasal onay Noun, Politics-Intl. Relations
politik nüfuz
politik üstünlük
politik veche Noun, Politics-Intl. Relations
politik yönler Noun
politik yönleri Noun
siyasal anlaşma
siyasal konuşma dinleyicileri Noun
politik sığınma
politik iltica
siyasi iltica
siyasi sığınma Noun, Politics-Intl. Relations
siyasi ortam Noun, Politics-Intl. Relations
politik davranış
politik tutum
siyasi geçmişi
politik inanç
siyasi çekişme Noun, Politics-Intl. Relations
seçim kampanyası Noun
politik değişiklik
siyasal çevreler Noun
siyasi çevreler Noun
siyasi etki gücü
politik etki gücü
siyasal eğilim
seçim kurulu
siyasi konjunktür Noun, Politics-Intl. Relations
siyasal tanıdıklar Noun
siyasi mutabakat Noun, Politics-Intl. Relations
siyasi birleşme
siyasi danışman
politik danışman
siyasal iştirak
siyasi kanaat
politik doğruculuk Noun
devlet karşı işlenen suç
siyasi suç Noun, Law
siyasi kriz Noun, Politics-Intl. Relations
politik kriz Noun, Politics-Intl. Relations
siyasi akımlar Noun
politik akımlar Noun
siyasi karar alıcı Noun, Politics-Intl. Relations
politik tutuklu
siyasi tutuklu
siyasi kavga
politik kavga
siyasi huzursuzluk
politik huzursuzluk
politik kargaşa
politik amaçlı bağış
siyasal ekoloji Noun, Anthropology
siyasal ekonomi: millî refah ve ekonominin örgütlenmesine ve gelişmesine hükümetin etkisini inceleyen bilim. Noun
(17-18'inci yüzyıllarda) devletin refahını artırıcı yönde toplum yönetimi sanatı. Noun
ekonomi/iktisat ilmi. Noun
siyasal bilimler eğitimi
siyasi destekleme
politik destekleme
politik çevre
siyasi inanç
siyasi şahsiyetler Noun
politik şahsiyetler Noun
politik özgürlük
siyasi özgürlük
herkesin serbestce katılabileceği politik rekabet
(sendika) politik fon
özel fon
politika fonu
siyasi toplantı
politik toplantı
siyasî coğrafya.
politik amaç
siyasi grup
fırsatçı politikacı
politik ufuk
siyasi ideoloji Noun, Politics-Intl. Relations
politik etki
kamuoyu üzerindeki etki
politik suçlama
siyasal bağımsızlık
siyasi istikrarsızlık Noun
politika araçları Noun
siyasal bütünleşme
politik entegrasyon
politikada karşısındakine hakaret etme
aşağılama
siyaset hukuku
siyasi lider Noun, Politics-Intl. Relations
parti vergisi
politik özgürlükler Noun
siyasi özgürlük
siyasi dolaplar Noun
siyasal mekanizma
politik özdeyiş
siyasi özdeyiş
siyasi toplantı
politik toplantı
beklenilmeyen bir gelişme
politikada mucize
politik hata
siyasi emel Noun, Politics-Intl. Relations
politik saik
siyasi saik Noun, Politics-Intl. Relations
siyasi cinayet
politik gözlemci
politik suç
siyasi suç
politik suçlu
siyasi mevki
siyasi mevki I
politik kanı
siyasi görüş
politik muhalif
politik örgüt
siyasi görünüm
politik kurul
seçim propagandası konvoyu
siyasî parti
politik düzeyde
yüksek ücretli
az çalışma gerektiren atamalı görev
siyasi polis
(US) siyasi polis
politika
siyasî tutuklu.
politik tasfiye (bir parti içindeki muhalefetin yok edilmesi) Noun
politik mesele
politik sorunlar Noun
politik reformlar Noun
siyasi mülteci Noun, International Law
siyasi sorumluluk
siyasi haklar Noun
politik haklar Noun
siyasi çekişme
siyasal bilgiler, idarî ilimler.
political scientist: siyasal bilgiler uzmanı.
siyasal bilgiler Noun, Politics-Intl. Relations
siyasal bilimler Noun
siyasal bilimlere ait
siyasal bilimci
politik durum
siyasal slogan
siyasal egemenlik
siyasi yelpaze Noun, Politics-Intl. Relations
siyaset sahnei
siyaset sahnesi
politik nedenlerle yapılan grev Noun
politik nedenlerden ötürü yapılan grev
siyasi alt bölüm
politik amaçla yapılan yardım
politik intihar
siyasi destek Noun, Politics-Intl. Relations
siyasal duruma genel bakış
siyasal sistem
siyasi gerilim
politik gerilim
siyasi gerginlik
siyasi açıdan yumuşama Noun, Politics-Intl. Relations
siyasi yargılama Noun, Law
siyasi çalkantı Noun, Politics-Intl. Relations
siyasal gizli akımlar
parti üniforması
politik birleşme
siyasi birlik
politik huzursuzluk
siyasal karışıklık
siyasal görüş
siyasi düşünce Noun, Politics-Intl. Relations
siyasi görüş
politik karmaşa