1. Fiil düzenlemek, düzeltmek, tanzim etmek, tertiplemek, sıraya koymak.
    to arrange books on the library shelves.

    to arrange a conference: bir konferans düzenlemek.
  2. Fiil anlaşmaya varmak, anlaşarak halletmek.
    to arrange a divorce: boşanma hususunda anlaşmaya varmak.

    The two neighbors have now arranged their differences.
  3. Fiil hazırlamak, hazırlık yapmak, plânlaştırmak.
    to arrange the details of a meeting: bir toplantının
    ayrıntılarını plânlaştırmak.
    to arrange a treaty: bir barış muahedesi hazırlamak.
    One cannot arrange for everything: İnsan her şeye karşı hazırlıklı olamaz.
  4. Fiil, Müzik uyarlamak, düzenleme/aranjman yapmak.
  5. Fiil hazırlanmak, tertibat almak.
    They arranged for a concert on Sunday.
  6. Fiil yoluna koymak.
    to arrange one's affairs: işlerini yoluna koymak.
  7. Fiil
    arrange for: tespit/tayin etmek, kararlaştırmak, anlaşmak.
    to arrange a time for something:
    bir iş için zaman kararlaştırmak.
    the meeting arranged for tomorrow: yarın yapılacak (yapılması kararlaştırılan) toplantı.
    arrange it among yourselves: Aranızda anlaşın.
  8. Fiil sağlamak, temin etmek.
    to arrange for a loan: borç para sağlamak.