1. İsim (a) hal, keyfiyet, (b) gerçek, doğru.
    Such is not the case: Bu doğru değil!
    Is it the case that … : … doğru mu?
  2. İsim durum, vaziyet.
    a sad case: acıklı bir durum.
    a hard case: zor bir durum.
    That alters
    the case: O zaman durum değişir.
  3. İsim olay, vak'a, hadise.
    The police studied the murder case. A case of robbery with violence.
  4. İsim örnek, numune.
    This is a case of poor judgment.
    The family is a hardship case: Aile, mahrumiyete
    bir örnektir.
    It was a case of stupidity, not dishonesty.
    It's a clear case of lying: Bu düpedüz yalandır.
  5. İsim sorun, mesele, problem.
    This is not the case: Mesele (veya durum) bu/böyle değildir.
    the case
    in point: söz konusu olan mesele.
    It is a case for the doctor: Bu sorun doktoru ilgilendirir.
  6. İsim dava.
    My case against Mr. Smith is to be heard today: Mr. Smith aleyhinde açtığım davaya bugün
    bakılacak.
    to try a case: davayı görüşmek.
    to win one's case: davayı kazanmak, haklı çıkmak.
    the case for the defendant: sanık lehindeki deliller.
    There is no case against you: Hakkınızda kovuşturmaya gerek yok/(bu meselede) aleyhinize dava açılamaz.
    You have no case: Davanız reddedildi/düştü.
    case system: mahkeme içtihatlarına dayanan hukuk sistemi.
  7. İsim hasta, yaralı.
  8. İsim hastalık vak'ası.
    This is a case of fever.
  9. İsim sav, kanıt, delil, müdafaa.
    a strong case against the proposed law. The police have a clear case against
    the prisoner.
    have a good/strong case: kuvvetli delillere sahip olmak.
  10. İsim durum, hal: bir sözcüğün diğerleriyle ilişkisine göre aldığı değişik şekillerden herbiri.
    case ending:
    takı.
    “Mine” is the possessive case of “I”.
  11. İsim acayip kimse, terelelli.
    He's a real case: Gerçekten acayip bir kimse.
  12. kutu.
    a jewel case: mücevher kutusu.
    display case: eşya teşhir edilen camekân
  13. mahfaza, kın, kılıf.
    pillow case: yastık kılıfı.
  14. kasa, sandık.
  15. kutu/sandık/kasa (dolusu).
    a case of ginger ale.
  16. çift, takım.
  17. çerçeeve.
  18. kitap kabı/cildi.
  19. Matbaacılık harf kasası.
    upper case: büyük harf kasası.
    lower case: küçük harf kasası.
  20. Metalurji su verilmiş çeliğin sert dış yüzeyi.
  21. ispermeçet balinasının kafasındaki boşluk.
  22. kasaya/sandığa/kutuya koymak, kutulamak, sandıklamak, kaplamak, örtmek.
    to case goods (up): malları sandıklamak.
  23. dikizlemek, gözetlemek: cinayet/hırsızlık maksadıyla evi, bankayı vb. göz hapsine almak.
  1. İsim servis talebi. A customer service issue or problem reported by a customer and the activities that customer
    service representatives use to resolve it.
  2. İsim sandık. A receptacle for holding goods to be stored or transported.
  3. İsim durum. An abstract view of data characterized by attributes and relations to other cases.
  4. İsim büyük/küçük harf. In text processing, an indication of whether one or more alphabetic characters are
    capitalized (uppercase) or not (lowercase). A case-sensitive program or routine distinguishes between uppercase and lowercase letters and treats the word cat as totally distinct from either Cat or CAT. A case-sensitive program that also separates capitalized and lowercased words would list Arkansas before aardvark or antimony, even though its alphabetic position follows both lowercased words.
transfer kutusu İsim, Ulaşım
ceza davası İsim, Ceza Hukuku
dava dosyası İsim, Hukuk
bilgisayar kasası İsim, Donanım
boşanma davası İsim, Medeni Hukuk