1. sebep, neden.
    What was the cause of the accident? He has no cause to be angry. There's no cause for
    anxiety.
    first cause: asıl neden.
  2. vesile.
    This news was the cause of rejoicing.
  3. Felsefe neden, illet: bir şeyi etkileyen, oluşturan, doğuran şey.
  4. Hukuk (a) dava, (b) dava konusu, davaya yol açan olay.
  5. gaye, amaç, hedef, maksat, güdülen dava.
    The Socialist cause.
    final cause: asıl/son gaye.

    with good cause: iyi bir maksatla, haklı olarak.
    to work in a good cause: iyi bir maksatla/iyi bir amaç uğrunda çalışmak.
    in the cause of justice: adalet uğruna.
  6. gerekçe, âmil, saik.
    There is no cause for complaint.
  7. tartışma konusu, münazaa/ihtilâf konusu.
  8. (çözülecek sorun olarak) toplumsal refah.
    Liberal support for the cause of American Negro.
  9. sebep olmak, sebebiyet vermek, mucip olmak, (sonucunu) doğurmak, tevlit/hasıl/intaç etmek. (Yardımcı
    eylem olarak ettirgen eylem yapımına da yarar).
    to cause someone to do sth.: birine birşey yaptırmak.
because Bağlaç