1. örnek, misal.
    for example: örneğin, meselâ.
    a practical example: somut bir örnek.
    to
    be an example: örnek olmak.
    to set a (good) example: (iyi) örnek olmak/teşkil etmek.
    to take someone as an example: birini örnek almak/ittihaz etmek.
    to follow someone's example: birinin izinden gitmek.
    following the example of … : …'i örnek alarak, tıpkı … gibi.
    hold someone up as an example: birini örnek göstermek.
    to quote sth as an example: bir şeyi örnek olarak göstermek.
  2. numune, örnek, çeşni, model.
    Here is an example of the work: İşte örnek bir çalışma/eser.
    That
    father is a good example to his sons.
  3. ibret.
    to make an example of (someone): (bir kimseyi) ibret olsun diye cezalandırmak.
    The teacher
    made an example of John by making him write “I won't talk in the class” one hundred times.
    to punish someone as an example to others: başkalarına ibret olsun diye birini cezalandırmak.
  4. eş, benzer, emsal.
    without example: eşsiz, emsalsiz, eşi/emsali görülmemiş.
    an action without example.
  5. (
    eski: yalnız edilgen hali kullanılır) örnek/numune/misal göstermek/vermek/teşkil etmek.