1. İsim gerçek, hakikat, doğru (olan şey).
    Space travel is now a fact.
    I accept that he says a fact:
    Söylediklerini doğru olarak kabul ediyorum.
    It is a fact that: Şurası gerçektir ki/gerçek şudur ki …
    The fact of the matter is that: İşin doğrusu şudur ki …
    stick to facts: (a) gerçeği/doğruyu söylemek, gerçekten ayrılmamak, (b) olayları gözönünde tutmak, hayale kapılmamak.
    fact and fiction: gerçek ve hayal.
    He can't tell fact from fiction/from fable.
  2. İsim olay, vak'a, vakıa.
    Story founded on fact.
    Look facts in the face: Olayları olduğu gibi görmek.
  3. İsim gerçek olay, doğada olup biten ve duyu organlariyle anlaşılan şey.
    Scientists deal with facts, they
    attempt to find reasons for facts.
  4. İsim doğru olduğu bilinen/söylenen/varsayılan şey.
  5. İsim husus, keyfiyet.
    The fact of his presence is proven by witness.
  6. İsim
    facts
    huk. olgu, vakıa, vak'a, bizatihi vak'a/olan şey/olay.
  1. İsim olgu. A row in a fact table in a data warehouse. A fact contains values that define a data event such as a sales transaction.