1. âdet, alışkı.
    to be in the habit = to make a habit of (doing …): (yapmayı) âdet edinmek.
    Let's
    hope he doesn't make a habit of it: İnşallah ona alışmaz.
    I don't make a habit of it: Adetim değildir.
    to get/fall into bad habits: kötü âdetler edinmek.
    His habit is to do the hardest job first: En zor işi en önce yapmak âdetidir.
    contrary to habit: mutat hılâfına.
  2. alışkanlık, itiyat.
    to get into/out of the habit of doing … : … yapmaya alışmak/yapmayı terketmek.

    to get someone into the habit of doing … : birisini …'e alıştırmak.
    to have a habit of doing … : … itiyadında olmak.
    by/out of/from (sheer) habit: (sırf) alışkanlıkla.
    grow out of a habit: gitgide alışkanlığını terketmek.
  3. iptilâ, düşkünlük.
    habit forming: alışkanlık meydana getiren, iptilâ hasıl eden.
  4. huy, tabiat.
    a man of morose habit: abus/somurtkan tabiatli bir adam.
    habit of body: bünye.
  5. uyuşturucu madde alışkanlığı, özellikle eroin iptilâsı.
    They couldn't cure him of the habit: Onu
    eroin iptilâsından vazgeçiremediler.
    drug habit: esrar alışkanlığı.
  6. zihnî yapı.
  7. yaratılış, tıynet.
  8. (hayvanın/bitkinin) yetişme/gelişme tarzı.
    The honeysuckle is of a twinning habit: Hanımeli sarılarak büyüyen bir bitkidir.
  9. (mineralin kendine özgü) kristal şekli.
  10. kılık, kıyafet, kisve, üniforma, belirli bir rütbe/sınıf/meslek/dinî mertebe vb. gösteren giyim/elbise.

    The grey Nuns traditionally wore a grey habit.
    take the habit: rahibe olmak.
  11. giydirmek, kuşatmak.
  12. oturmak, ikamet etmek.
  13. alıştırmak.