1. şaka, lâtife.
    A joke is a joke: Lâtife lâtif gerek.
    for a joke: şaka olarak.
    take a
    joke: şaka kaldırmak, şakaya gelmek/dayanmak.
    He can't take a joke: Şakadan anlamaz, şakaya tahammülü yoktur.
    be/go beyond a joke: şaka hududunu aşmak.
    It's getting beyond the joke: Bu şaka değil! İşin şakaya gelir tarafı yok!
    I don't see a joke: Bunun neresi şaka?
    crack a joke: şaka etmek/yapmak.
    play a joke on someone: birine şaka yapmak/oyun oynamak.
  2. nükte.
    make a joke: nükte yapmak.
  3. şaka konusu, şakaya gelir/önemsiz şey.
    The loss was no joke: Zayiat önemli idi.
    Powerty/war
    is no joke: Fakirliğin/savaşın şakaya gelir tarafı yoktur.
  4. çok kolay şey.
  5. (bkz: practical joke ).
  6. gülünç/tuhaf/acayip şey, alay/isthza konusu.
    What a joke! Ne acayip şey!
    The joke of it is
    that … :Tuhafı şu ki …
    He became the joke of the village: Elâleme maskara oldu/bütün köyün alay konusu oldu.
  7. şaka/nükte yapmak, lâtife etmek.
    You're joking: Lâtife ediyorsun!
    I'm not joking: Şaka
    yapmıyorum (ciddî söylüyorum).
    I didn't think you meant that seriously; I thought you were joking: Sözlerini(zi) ciddiye almamıştım, şaka yapıyorsun(uz) sanmıştım.
  8. eğlenmek, takılmak.
    He was only joking: Sadece takılıyordu.
  9. alaya almak, alay konusu yapmak.
    You mustn't joke about his accent: Onun şivesiyle alay etmemelisin.