1. (at üstünde mızrakla/kılıçla) çarpışma(k), vuruşma(k).
  2. (Orta Çağların sonunda) at üstünde yapılan mızrak dövüşü.
  3. Sıfat haklı, hakkaniyetli, âdil, adalete uygun, insaflı, haktanır, hakşinas, tarafsız.
    a just sentence. a just claim.
  4. Sıfat tam, doğru, hakikî.
    a just description. a just picture of affairs. a just balance between the two of them.
  5. Sıfat makul, (akla) uygun, yerinde, münasip.
    a just remark: yerinde bir ihtar.
    a just appraisal/opinion:
    makul bir fikir.
    just suspicion: yerinde/haklı bir şüphe.
    a just price: uygun bir fiyat.
  6. Sıfat lâyık olan, müstahak.
    You have received a just reward/punishment: Lâyık olduğun ödülü/cezayı aldın.
  7. Zarf şimdi, biraz önce, demincek, henüz, hemen.
    I'm just coming: Hemen/şimdi geliyorum.
    just now:
    demincek, biraz önce.
    I saw him just now: Onu şimdi/biraz önce gördüm.
    The sun had just come out.
    He has just gone: Demincek gitti.
    I can't do it just now: Onu şu anda yapamam.
    This book is just out: Bu kitap yeni yayınlandı.
    Not ready just yet: Henüz hazır değil.
  8. Zarf tam, tamamen, tamı tamına, tastamam, aynen, tıpkı.
    It's just ten o'clock: Saat tam on.
    just
    then: tam o anda.
    just there: tam orada.
    just like that: tıpkı öyle.
    just as you say: aynen dediğiniz gibi.
    That's just it! (a) İyi dedin ya! işte mesele bu! (b) Tamam! ta kendisi! Aynen böyle!
    just as he spoke: Tam o konuşurken/konuşur konuşmaz.
    just as you please! Canın nasıl isterse!
  9. Zarf ancak, zoraki, güçlükle, daradar, dar darına, son anda.
    I just managed to catch the train: Trene
    son anda/ancak yetişebildim.
    I've only just enough money to live on: Ancak geçinebilecek kadar param var.
    “Is it raining?” “just!” “Yağmur yağıyor mu?” “Serpiştiriyor.”
  10. Zarf sırf, yalnız, sadece.
    I did it just for a joke: Sırf şaka olsun diye yaptım.
    just listen!
    Sadece kulak ver/dinle!
    just listen to him! Şu söylediklerine bak, ne kadar saçma!
  11. Zarf gerçekten, kesinlikle, kesin olarak, cidden, gerçekten, hakikaten.
    The weather is just glorious:
    Hava gerçekten çok güzel.
    If I get this job won't I just work! Bu işi elde edersem öyle bir çalışacağım ki!
    “Was he angry?” “Wasn't he just!” “Kızdı mı?” “Hem de nasıl!”
    “Do you like peaches?” “Don't I just!” “Şeftaliyi sever misin?” “Hem de nasıl! (Bayılırım)”.
    “Well, I'll do as you say.” “I should just think you will!”“Pek âlâ, sizin dediğiniz gibi yaparım.” “Elbette öyle yapacaksın! (Hele yapma da gör!).
    I can do it just as well as he: Ben de en az onun kadar yapabilirim.
  12. Zarf şöyle bir, bir an için, bir kere, hele.
    just think of it! Düşün bir kere! Hayret! İnanılmaz şey!

    just take a seat, will you? Şöyle biraz oturuverin lütfen.
  13. Zarf belki, muhtemelen.
    It just might work: Belki de olur/yarar sağlar.
  14. (bkz: joust )