1. İsim düzey (Kaynak: Evrim Çalışkanları)
  2. İsim seviye (Kaynak: Evrim Çalışkanları)
  3. Sıfat düz, düzgün (yüzey).
    level ground: düz zemin.
  4. Sıfat yatay, ufkî.
    The tray must be absolutely level. Hold the stick level.
  5. Sıfat (önem/nitelik) eşit, aynı (değerde/nitelikte), başabaş.
    dead level: dümdüz (yüzey), aynı, eşit.

    The two contestants are dead level .
    to be level with (in race): (yarışmada) başabaş gelmek.
    to draw level with (in race): (yarışmada) aynı dereceyi almak.
    to be level in seniority: kıdemce aynı olmak.
  6. Sıfat tekdüze, yeknesak, üniform.
    level stress.
  7. Sıfat (a) bir düzeyde/seviyede/hizada, aynı yükseklikte/irtifada.
    level with: bir hizada.
    on a level
    with … : … ile aynı düzeyde/seviyede/yükseklikte.
    The table is level with the window sill. (b) düzeyli, seviyeli, düzeyde, seviyede.
    High-level talks have began between the major powers. (c) (rütbe/derece/nitelik bakımından) eşit, denk, muadil, aynı seviyede.
    The two friends remained level in rank, but not in salary.
  8. Sıfat silme, ağzına kadar dolu.
    a level teaspoon of salt.
  9. İsim (kabarcıklı) düzeç, tesviye aleti/ruhu.
  10. İsim (Topoğrafya) nivo, tam yatay durumu gösteren/ölçen teleskoplu alet, bu aletle yapılan ölçü.
    to take a level: nivo ölçmek.
  11. İsim yatay çizgi/düzlem.
  12. İsim yataylık, yatay durum.
    out of level: yatay olmayan, eğik.
  13. İsim düzlük, düz arazi.
    lay (a place) level with the ground: (bir yeri) dümdüz yapmak, yer ile yeksan etmek.
  14. İsim düz/düzgün yüzey.
  15. İsim düzey, seviye, yükseklik, hiza.
    social/intellectual level . The water rose to a level of 10 meters.

    This problem is handled at ministerial level: Bu sorun bakanlar düzeyinde ele alınıyor.
    on a level with: … ile bir hizada/seviyede.
    at a higher/lower level: Daha yüksek/alçak düzeyde.
    The noise level in the library makes it hard to concentrate.
  16. İsim aşama, derece, rütbe, mevki, kademe.
    professional level: meslekî derece/kademe.
  17. İsim başarı derecesi.
  18. Fiil (bir yüzeyi) düzeltmek, tesviye etmek.
    They used bulldozer to level the ground.
  19. Fiil bir düzeye/aynı seviyeye getirmek.
    level up: dümdüz etmek, bir hizaya getirmek.
  20. Fiil yıkmak, yerle bir etmek, dümdüz etmek, toprak seviyesine indirmek.
    The tornado leveled every house
    in the town. to level trees.
  21. Fiil (bir kimseyi) devirmek, yıkmak, yere sermek.
    level a blow at someone: birisine bir darbe indirmek.
  22. Fiil (iki veya daha fazla şeyi) eşitle(ştir)mek, eşit yapmak, denkleştirmek, müsavi kılma.
    to level social classes.
  23. Fiil (tüfek/eleştiri vb.) yöneltmek, tevcih etmek, doğrultmak.
    level accusations against someone: birini
    suçlamak, birine karşı ithamlarda bulunmak.
    to level a gun at someone: tabancayı birisine çevirmek.
    The soldier leveled his riffle.
    to level a blow a someone: birisine yumruk vurmak/aşketmek.
    to level an accusation at someone: birisini suçlamak, üstüne suç atmak.
    She leveled a stinging rebuke at the speaker. A serious charge was leveled at the minister.
  24. Fiil (renk vb.) tekdüze yapmak, yeknesak hale getirmek.
  25. Fiil arazi üzerinde iki nokta arasındaki yükseklik/irtifa farkını ölçmek, bağıl düzeyi belirlemek, seviye ölçmek, nivo kullanmak.
  26. Fiil gözünü belirli bir yöne) çevirmek/yöneltmek.
  27. Fiil
    level off
    hv. yatay uçmak (havalandıktan sonra veya inişe geçerken).
  28. Fiil
    level off/out: düzleşmek, dümdüz/yatay olmak.
    The path climbs for about 200 meters and then levels off.
  29. Fiil
    level with
    argo doğruyu/gerçeği söylemek, dobra dobra konuşmak.
    level with me about
    that trip to Chicago. You can level with me, what really happened.
  30. Fiil (düşünce ve maksadı bir şeye) yöneltmek, tevcih etmek.
  31. Zarf düz/yatay bir şekilde, düzgünce.
    to draw level with: aynı seviyeye gelmek/ulaşmak, eşit olmak, başabaş gelmek.
  1. İsim düzey. The name of a set of members in a dimension hierarchy such that all members of the set are at
    the same distance from the root of the hierarchy. For example, a time hierarchy may contain the levels Year, Month, and Day.
deniz seviyesi İsim, Coğrafya
taban seviyesi İsim, Coğrafya
uçuş seviyesi İsim, Havacılık
düzeltme düzeyi Bilgi Teknolojileri
gri düzeyi Bilgi Teknolojileri
gelir düzeyi İsim, Ekonomi
ilaç düzeyi İsim, Biyokimya