1. başarmak, becermek, işini uydurmak/çevirmek, muvaffak olmak.
    He managed to see the governor: Vali
    ile görüşmeye muvaffak oldu.
    He tried to mount his horse but couldn't manage: Ata binmeye çalıştı, beceremedi.
    Did you manage to get anything to eat before you came? Gelmeden önce bir şeyler yiyebildin mi?
  2. sorumlu/mes'ul olmak, mes'uliyetini üzerine almak.
    to manage a big company. to manage an estate.
  3. etkilemek, sözünü geçirmek, yola getirmek, zaptetmek, kandırmak.
    He can't manage this horse at all: Bu atı hiç zaptedemez.
  4. yönetmek, idare etmek, çekip çevirmek, yürütmek.
    The government couldn't manage the economy effectively.

    We'll manage it somehow: Nasıl olsa işi yürütürüz/işin içinden çıkarız.
  5. (silah/alet vb.) kullanmak.
  6. yolunu/çaresini bulmak, (güçlüklere rağmen) başarmak.
    He managed to escape: Bir yolunu bulup kaçtı.
  7. (atı) terbiye etmek.
  8. yönetimi/idareyi üstüne almak, müdür olmak.
    Who will manage while the boss is away?
  9. idareli kullanmak, tutumlu davranmak, idare etmek.
  10. geçinmek, (güçlüklere rağmen) geçimini sağlamak, işleri çekip çevirmek.
    How will she manage with her
    husband gone? Kocası olmadan nasıl (ne ile) geçinecek?
    They managed despite low pay: Azıcık maaşla geçimlerini sağladılar.
  11. (bkz: management ).
  12. (bkz: manège ).
  1. Fiil yönetmek. To adjust the action or aspects of a group of items, typically done more than once.