1. (bkz: may ) (pt).
    He might come: Gelebilir, belki gelir.
    I wrote down his telephone number,
    so that I might remember it: Hatırlayabilmek (unutmamak) için telefon numarasını bir tarafa yazdım.
    I might have known he'll do something silly: Bir saçmalık yapacağını bilmeliydim.
    He said I might go if I wished: İstersem gidebileceğimi söyledi.
    might well: olabilir, pekâlâ mümkün.
    We lost the match, but we might well have won if one of our players hadn't been hurt: Maçı kaybettik, fakat bir oyuncumuz yaralanmasa idi pekâlâ kazanabilirdik.
  2. yetenek, kabiliyet.
  3. güç, kuvvet, kudret.
  4. zor, üstün kuvvet.
  5. pek çok, pek ziyade, pek fazla.