1. dar, ensiz.
    a narrow street. The gate is too narrow for a car, we'll have to walk through.
  2. sınırlı, mahdut, az sayıda, dar.
    The secret is known only to a narrow group of people: Sırrı ancak
    az sayıda kimse biliyor .
    In the narrow meaning of the word: Kelimenin dar manasiyle.
  3. yetersiz, az, kısıtlı.
    narrow resources: yetersiz kaynaklar.
    narrow cicumstances: fakirlik.
  4. pek az farkla, kıtı kıtına, az.
    a narrow escape: dar/ucuz kurtulma.
    to win by a narrow majority:
    az bir farkla (çoğunluğu) kazanmak.
  5. sıkı, dikkatli, (araştırma/soruşturma vb.).
    a narrow inspection: sıkı bir muayene.
  6. cimri, hasis, tamahkâr, eli sıkı.
  7. Fonetik gergin (sesli):
    beet/boot sözcüklerindeki
    ee/oo sesi gibi dil gerilerek söylenen. (bkz: lax ).
  8. (hayvan yemi) proteince zengin.
  9. dar parça/yer/kısım, dar vadi/geçit/yol, yolun/vadinin/yarımadanın daralan kısmı.
  10. daral(t)mak, kıs(ıl)mak.
    The river narrows at this point. In the bright sunlight she had to narrow her eyes.

  11. narrow down: sınırlan(dır)mak, kısıtla(n)mak, kapsamını daraltmak, inhisar ettirmek.
    Let's
    narrow down what we mean by“ justice”. to narrow down a contest to 3 competitors.
  12. bağnazlaştırmak, mutaassıplaştırmak, dar fikirli/görüşlü yapmak.