1. gerekli, gereken, lüzumlu, lâzım.
    Food is necessary for life. to make the necessary laws.
  2. çaresiz, önlenemez, önüne geçilemez.
    Death is the necessary end of life.
  3. zorunlu, kaçınılmaz, vazgeçilmez, mutlaka gerekli, elzem.
    It is necessary for him to go. The power
    necessary to the government.
  4. Mantık (a) lâzım: inkârı halinde tezada düşülen (önerme), (b) zarurî: önermeleri doğru ise sonucu da doğru olan,
    (c) zorunlu: sonucun doğru olması/olayın vukubulması içi varlığı şart olan (koşul).
  5. gerekli şey, lüzumlu/zaruri nesne.
  6. (ayrı kulübede) helâ, kenef, ayakyolu, tuvalet.
  7. (bkz: necessaries )