1. ilân, duyuru, ihtar, bilgi, haber.
    give notice: işten çıkarılacağını önceden haber vermek.
    I
    gave him 2 weeks notice: İşten çıkarılacağını 2 hafta önce bildirdim.
    serve notice: uyarmak, ihtar/ilân etmek, bildirmek, tebliğ etmek.
    until further notice: yeni duyuruya /ikinci bir ihtara kadar.
    I must have notice: önceden haberim olmalı.
    legal notice: resmî ilân.
    without notice: bildirimsiz, habersiz, önceden haber vermeden.
    notice-board: ilân/bildiri tahtası.
    notice period: ihbar öneli.
  2. bildiri(m), bildirme, tebliğ, afiş.
  3. ihbar(name), ikaz, uyarı, uyarma.
    notice of an approaching storm.
    final notice: son ihtar/uyarı.
  4. dikkat, önemseme, farketme, farkına varma.
    take notice of: dikkat etmek, farkına varmak.
    to
    take notice of one's environment.
    take no notice: aldırış etmemek, farkına varmamak.
    That detail escaped my notice: O ayrıntı gözümden (dikkatimden) kaçmış.
  5. eleştiri, tenkit.
    favorable notices.
  6. saygı, riayet.
  7. farketmek, farkına varmak, görmek, müşahede etmek, farkında olmak.
    I noticed her hesitating: Tereddüt
    ettiğini farkettim.
    I notice you have a new dress: Görüyorum yeni bir elbise giymişsin.
  8. bahsetmek, yorumlamak, eleştirmek.
  9. saygı göstermek.
  1. İsim uyarı. A privacy principle that requires reasonable disclosure to a consumer of an entity's personally
    identifiable information (PII) collection and use practices. This disclosure information is typically conveyed in a privacy notice or privacy policy. Notice is addressed in Fair Information Practices.
bildirim Bilgi Teknolojileri
ihbar tazminatı İsim, İnsan Kaynakları