1. (belirli/elverişli bir) an/zaman/hal/durum.
    On that occasion I was not at home: O zaman ben evde
    değildim.
    They met on three occasions: Üç defa buluştular.
  2. vesile, (önemli) vak'a, münasebet.
    I want to take this occasion to thank you: Bu vesile ile sana
    teşekkür ederim.
    On the occasion of his marriage: Düğünü münasebetiyle/vesilesiyle.
  3. fırsat, elverişli durum.
    I'll do it on the first possible occasion: İlk fırsatta bu işi yaparım.
  4. sebep.
    There was no occasion for such behavior: Böyle bir davranışa sebep yoktu.
    You have no
    occasion to complaint: Şikâyet etmene sebep yok.
  5. sebep/vesile olmak, fırsat/imkân vermek, yol açmak.
    Your behavior occasioned (us) a lot of trouble:
    Senin tutumun başımıza bir hayli dert açtı.