1. veya
    on ilgecinin kısaltılmış şekli:
    man-o'-war gibi.
  2. Edat -in/-ın/-ün/-un, -nin/-nın/-nün/-nun.
    the color of her dress: elbisesinin rengi.
    the leaves
    of the tree: ağacın yaprakları.
  3. Edat -den/-dan (yapılmış/seçilmiş/ibaret vb.).
    one of us: içimizden biri.
    a dress of silk: ipek(ten
    yapılmış) elbise.
    one of his last poems: son şiirlerinden biri.
  4. Edat … dolu/yüklü/taşıyan (Bu anlamda kullanılınca çok defa Türkçeye çevrilmez):
    a bag of potatoes
    bir çuval patates.
    a ship of steel: çelik yüklü gemi.
  5. Edat (miktar/çokluk bildiren sözcüklerden sonra) -lik/-lık/-lük/-luk (Bu anlamda bazen Türkçeye çevrilmez):

    2 kg of sugar: 2 kg şeker.
    a glass of water: bir bardak su.
    4 km of bad road: 4 km(lik) bozuk yol.
    How many hours a day of actual lessons? Günde kaç saat(lik) ders?
  6. Edat tarihlerde ayın önüne gelir:
    the 19th of May: 19 Mayıs (Mayısın 19 u).
  7. Edat -li/-lı vb. (ihtiva eden anlamında).
    an apartment of 4 rooms: 4 odalı daire.
  8. Edat kimlik, sınıf, kategori, mülkiyet, menşe, asıl vb. bildirir:
    The City of Paris: Paris şehri.
    The
    King of Sweden: İsveç Kralı.
    the property of the church: kilise malı.
    a girl of good family: iyi bir aile(nin) kızı.
  9. Edat (saat/zaman bildirirken) -den önce, -ye kadar, … kala.
    20 (minutes) of five (= 20 to five): (Saat) beşe 20 kala.
  10. Edat … tarafından/için.
    It was very mean of you to insult her: Ona hakaret etmek senin için çok ayıp.
  11. Edat bakımından, … a.
    to be fleet of foot: ayağına çabuk/çevik olmak.
  12. Edat … ile (sebep bildirir).
    (Do something) of one's own free will: Kendi isteği ile (bir şey yapmak).

    of oneself/itself: kendiliğinden.
    It didn't happen of itself: Kendiliğinden olmadı.
  13. Edat (a) -lik, -li.
    An area of mountains: Dağlık bölge.
    A man of ability/of talent: Yetenekli/hünerli
    kişi.
    Ann of London: Londralı Ann.
    of note: önemli, itibarlı. (b) … (adlı).
    the City of Ankara: Ankara şehri.
  14. Edat (nadiren) esnasında, -ları … leyin, … de/da.
    They always like to go there of an evening: Oraya
    daima akşamları gitmekten hoşlanırlar.
    of recent years: son yıllarda.
    of late: son zamanlarda.
  15. Edat (sebep vb. bildirir): -den/dan.
    to die of hunger: açlıktan ölmek.
    cure someone of a disease:
    birini hastalıktan kurtarmak.
  16. Edat sıfattan sonra şu özel anlamda kullanılır:
    How kind of John to buy the tickets: John'un biletleri
    alması çok nazik bir harekettir.
    It's very annoying of Government to have raised the tax on fuel: hükümetin yakıt vergisini artırması esef edilecek bir olaydır.
  17. Edat -ce/ca, … tarafından.
    loved of all men: herkesçe sevilen.
    beloved of his family: ailesi tarafından sevilen.
  18. Edat hakkında, hususunda, -e dair (bu anlamda çok defa çevrilmez):
    stories of his travels: (onun) seyahat
    hikâyeleri.
    to think highly of his proposals: tekliflerini ciddiyetle düşünmek.
    speak of it later: o hususta sonra konuşmak.
  19. Edat -e mahsus/ayrılmış/tahsis edilmiş (çok defa çevrilmez).
    a day of rest: istirahat günü.

  20. have” yerine kullanılır:
    He should of gone = He should have gone.
  21. . = Old French.
önemli Sıfat
  1. Ouch ! ow ! oof

Türkçe Sözlük (Kubbealtı Lugatı)

  1. Usanç, sıkıntı, ... şikâyet vb