1. geçmiş (zaman), mazi, eski (zaman).
    It was a bad time, but it's all past now.
    in the past:
    mazide, eskiden, geçmiş zamanda.
    for some time past: bir süreden beri.
  2. geçmişte olan, mazideki.
    The past glories of our nation: Milletimizin mazideki haşmeti.
    a thing
    of the past: geçmişte olan bir şey.
  3. geçen.
    During the past year: Geçen yıl zarfında.
  4. önce, evvel.
    ten days past: on gün önce.
  5. önceki, evvelki, sabık, eski.
    Three past presidents of the club.
  6. geçmiş olay.
  7. (milletin/şahsın) geçmiş(i), tarih(i).
    a town with a past: tarihî bir şehir.
    a woman with a
    past: geçmişte maceraları olan kadın.
  8. sicil, kirli mazi, sabıka, bir şahsın önceki hayatındaki/mesleğindeki uygunsuz/ahlâksız eylemler.
  9. Gramer (a) geçmiş zaman, (b) eylemin geçmiş zaman kipi.
  10. Edat -den sonra, … üstü.
    past noon: öğleden sonra, öğle üstü.
  11. Edat -den ötede/öteye.
    He walked past the house: Evin önünden yürüyerek geçti.
  12. Edat (sayı, miktar vb.) aşkın, aşmış, -den fazla, -den ziyade, geçmiş, geçe.
    ten minutes past four:
    (saat) dördü on geçe.
    He is past fifty: Yaşı elliyi geçmiştir.
  13. Edat gücü/takati dışında, ümitsiz, imkânsız.
    He is past recovery: İyileşmesi imkânsız.
  14. Edat ötesinde, dışında, üstünde, uzak.
    past all understanding: akıl almaz, anlaşılmaz.
    past endurance:
    dayanılmaz, tahammül edilmez.
    The hospital is about a mile past the school: Hastahane, okuldan bir mil kadar ötededir/uzaktadır.