1. Fiil öğrenmek, bilgi edinmek.
    to learn a foreign lamguage. to learn (how) to do something
    It is
    never too late to learn: İnsan her yaşta öğrenebilir.
  2. Fiil
    learn of/about: haber almak, vakıf olmak, bilgisi olmak, anlamak.
    to learn the truth/the facts:
    gerçeği anlamak.
    to learn of an accident: bir kazayı haber almak.
    I was sorry to learn (that) you had been ill: Hasta olduğunu haber alınca üzüldüm.
    We haven't yet learned whether he recovered: İyileşip iyileşmediğinden henüz haberimiz yok.
  3. Fiil bellemek, ezberlemek, hıfzetmek.
    learn by heart: ezberlemek.
    learn by rote: tekrarlayarak
    ezberlemek.
    He learned the poem so he could recite it at the dinner.
  4. Fiil (alışkanlık, itiyat, terbiye vb.) edinmek/öğrenmek, ders/ibret almak, başkasında görüp kendine maletmek.

    He learned patience from his father.
    to learn bad habits: kötü alışkanlıklar edinmek.
    to learn from one's mistakes: yaptığı hatalardan ders almak.
  5. Fiil öğretmek, göstermek. (Halen bu anlamda kullanılmıyor.)
    I'll learn you! Ben sana gösteririm!
    That'll
    learn you! Bu sana ders olsun!