citizens. (b) ileri sürmek, ortaya atmak, söz konusu etmek.
to bring up a subject: ortaya bir konu atmak.
to bring something up against someone: birinin aleyhine bir şeyi ileri sürmek.
to bring someone up in the court: birinin adını davaya karıştırmak. (c) kusmak.
bring up one's food: yediğini kusmak. (d) (birdenbire) dur(dur)mak.
to bring up a car at the curb. to be brought up short by something: bir şeye çarpıp birdenbire durmak. (e) (gemiyi) durdurmak, (f) yaklaştırmak, yanaştırmak.
bring up alongside the quay: rıhtıma yanaşmak.
bring up your chair to the fire: Sandalyeni ocağa (şömineye) yanaştır. (g) mahkemeye çağırmak/celbetmek.
GİZLE