1. alelâde, basbayağı, olağan, görülegelen, alışılmış, herzamanki.
    an ordinary person. an ordinary situation.

    a very ordinary kind of man: alelâde/kendi halinde bir adam.
  2. bayağı, âdi, basit.
    very ordinary manners. The speech was ordinary and tiresome.
  3. alışılmış, mutat, normal (durum/şey).
    He ate his ordinary breakfast of cereal, toast, and coffe.
  4. Hukuk doğal/tabiî (hak).
  5. ortalama, vasat (kabiliyet, rütbe, mevki, nitelik, durum, derece, koşul hal vb.).
    ability above the ordinary.
  6. (Katolik kilisesinde) herzamanki/mutat âyin, âyinin değişmeyen kısmı.
  7. (İngilterede) (a) belirli bir bölgede yetkili yüksek rütbeli rahip, (b) (eskiden) mahkûmlarla meşgul olan papaz.
  8. veraset mahkemesi yargıcı.
  9. (a) tabldot yemek: tek bir fiyata yenilen belirli yemek, (b) tabldot lokantası: sabit fiyata yemek veren
    lokanta, (c)
    esk. otel veya otel lokantası.
  10. Hukuk vekâleten değil, bizzat yetki ve nüfuzunu kullanan kimse.
  11. (armacılıkta) basit/alelâde şekil (genellikle doğru ve geniş yaylı çizgilerden oluşur).